Kayseri’nin Soğuk Akşamlarında Başlayan Bir Soru
Kayseri’de kış erken gelir. Rüzgâr, Erciyes’ten aşağı inerken sanki bütün şehri susturur. O akşam da aynıydı; penceremin camına vuran rüzgârın sesiyle defterimi açtım. Günlüğüme yazmaya başladığımda aslında aklımda tek bir cümle vardı ama onu yazmadan önce içimde dönüp duran bir soru vardı: “Kayı boyu Türk müdür?”
Bunu ilk kez üniversitede tarih dersinde duymuştum. Hocamız tahtaya büyük harflerle “Oğuzlar” yazmış, sonra Kayı boyunu işaret etmişti. O an sınıfta bir uğultu yükselmişti. Kimisi kesin konuşuyor, kimisi şüpheyle bakıyordu. Ben ise sadece not defterime bakakalmıştım. O gün içimde başlayan merak, yıllar geçse de sönmedi.
Şimdi 25 yaşındayım. Kayseri’de yaşıyorum, çalışıyorum ve hâlâ en çok geceleri düşünüyorum. Özellikle de tarih hakkında. Çünkü bazı sorular insanın zihninde bilgi değil, duygu bırakıyor. Kayı boyu meselesi de benim için öyleydi.
Bir Kütüphanenin Sessizliğinde Kaybolmak
Geçen hafta şehir kütüphanesine gitmiştim. Aslında sadece biraz kafa dağıtmak istiyordum ama kendimi yine tarih kitaplarının arasında buldum. Rafların arasında dolaşırken elime eski bir Osmanlı tarihi kitabı geçti. Sayfalarını çevirdikçe kalbim biraz hızlandı.
Kayı boyundan bahseden sayfada durdum. “Oğuzların Bozok koluna bağlı…” diye başlayan cümleleri okurken, sanki bir şeyler yerli yerine oturuyordu ama yine de içimde bir boşluk vardı. Çünkü mesele sadece bir bilgi değildi benim için. Bir kimlik meselesiydi.
Yan masada oturan yaşlı bir adam da aynı kitabı okuyordu. Göz göze geldik. Kitabı kapatırken bana dönüp “Bu soruyu herkes sorar evlat,” dedi. “Kayı boyu Türk müdür diye.”
O an irkildim. Sanki içimdeki düşünceyi duymuş gibiydi.
“Evet ama anlatması kolay değil” dedi
Sözlerine devam etti:
“Türk’tür. Ama sadece bir kelimeyle açıklanmaz. Oğuz boylarının bir parçasıdır. Göçerler, savaşırlar, devlet kurarlar. Ama asıl mesele, bu kimliği nasıl taşıdıklarıdır.”
O an içimde bir şey kıpırdadı. Sanki yıllardır aradığım cevap bu değildi ama ona yaklaşan bir kapı açılmıştı. Yine de tatmin olmamıştım. Çünkü ben sadece tarih öğrenmek istemiyordum; ben anlamak istiyordum.
Erciyes’in Gölgesinde Düşünmek
Kütüphaneden çıktıktan sonra yürüyerek eve döndüm. Erciyes’in beyaz tepeleri uzaktan görünüyordu. O manzara bana her zaman huzur verir ama o gün biraz hüzünlüydüm.
Kendi kendime tekrar ettim: Kayı boyu Türk müdür?
Bu soru basit gibi görünüyordu ama zihnimde büyüyordu. Çünkü bir yandan kitaplar “evet” diyordu, diğer yandan detaylar, göç yolları, kültürel etkileşimler… Her şey daha karmaşık hale geliyordu.
Evde annem çay koyarken yüzüme baktı.
“Ne oldu sana?” dedi.
“Hiç,” dedim. Ama aslında içimde fırtına vardı.
Gece Günlüğüne Dökülen Düşünceler
O gece defterimi açtım. Yazmaya başladım:
Bugün yine aynı soruya döndüm. Kayı boyu Türk müdür?
Bu soruyu her düşündüğümde sanki sadece bir tarih meselesi değil, bir aidiyet meselesiyle karşı karşıyayım. İnsan bazen geçmişi öğrenirken kendi köklerini de arıyor galiba.
Kalem elimde ağırlaştı. Çünkü yazdıkça daha çok düşündüm. Kayı boyu sadece bir isim değil, bir başlangıçtı. Osmanlı’nın kökleri, Söğüt’ün toprakları, Ertuğrul’un göçleri…
Ama ben en çok şunu hissettim: Tarih, sadece kitaplarda değil, insanların içindeki sorularda yaşıyor.
Söğüt’e Giden Bir Hayal
Bir hafta sonra internetten eski fotoğraflara baktım. Söğüt’ün görüntüleri, türbeler, yeşil tepeler… Sanki oraya gitmiş gibi hissettim kendimi.
Gözlerimi kapattığımda, bir an için o topraklarda yürüdüğümü hayal ettim. Rüzgârın sesini duydum, atların toz kaldırışını gördüm. O an içimde garip bir heyecan vardı. Sanki geçmişle bugün arasında ince bir çizgi vardı ve ben o çizginin üstünde yürüyordum.
Ama yine aynı soru zihnime düştü:
Kayı boyu Türk müdür?
Bu sefer daha farklıydı. Çünkü artık bu soruyu sadece öğrenmek için değil, hissetmek için soruyordum.
Bir Öğretmenin Sözleri
Ertesi gün eski lise tarih öğretmenimi ziyaret ettim. Hâlâ okulda çalışıyordu. Beni görünce gülümsedi.
Ona direkt sordum:
“Hocam, Kayı boyu Türk müdür?”
Sandalyeye yaslandı. Bir süre sustu. Sonra yavaşça konuştu:
“Türklük dediğimiz şey sadece kanla, soyla açıklanmaz. Kayı boyu Oğuzların bir parçasıdır. Ama daha önemlisi, devlet kuran bir geleneğin taşıyıcısıdır.”
O an gözlerimin dolduğunu hissettim. Çünkü yıllardır aradığım cevap aslında tek bir cümleye sığmıyordu.
Hocam devam etti:
“Sen bu soruyu soruyorsan, aslında köklerini arıyorsun.”
O an sustum. Çünkü haklıydı.
İçimde Büyüyen Boşluk ve Umut
Eve dönerken hava kararmıştı. Kayseri sokakları her zamanki gibi sessizdi ama içimdeki sessizlik daha derindi.
Kendi kendime düşündüm: Belki de bazı soruların kesin cevabı yoktur. Belki de önemli olan cevap değil, o cevabı ararken hissettiklerimizdir.
Ama yine de içimde küçük bir hayal kırıklığı vardı. Çünkü net bir “evet” ya da “hayır” beklemiştim. Hayat ise bana daha karmaşık bir gerçek sunmuştu.
Defterin Son Sayfası
O gece günlüğümün son sayfasına şunu yazdım:
Kayı boyu Türk müdür?
Evet, kitaplar öyle diyor. Ama ben artık bunun sadece bir bilgi olmadığını biliyorum. Bu soru, benim içimdeki kök arayışının bir parçası.
Belki de Türk olmak, sadece geçmişte değil, bu soruyu sormaya devam etmektir.
Kalemi bıraktığımda içimde garip bir huzur vardı. Tam anlamıyla bir cevap bulamamıştım ama ilk kez bu kadar yakındım.
“Kayı boyu Türk müdür” hakkındaki meraklarınızı giderebildiysek ne mutlu bize. Ugem ailesi olarak her zaman yanınızdayız!
Geçmişle Bugün Arasında
Birkaç gün sonra şehirde yürürken Erciyes yine uzaktan görünüyordu. İnsanlar hayatlarına devam ediyordu. Ama benim içimde bir şey değişmişti.
Artık Kayı boyu Türk müdür sorusu bana bir tartışma gibi gelmiyordu. Daha çok bir yolculuk gibi geliyordu.
Ve bu yolculukta öğrendiğim tek şey şuydu: Bazı soruların cevabı, insanın kendisinde saklıdır.
O an içimden sadece şunu geçirdim:
Belki de asıl mesele, bu soruyu sormaya devam etmektir.