İslâm Dininde Ekonomik Hayatın Temel İlkeleri
Ekonomi, insan hayatının her anını şekillendiren bir alan. 25 yaşımda, ekonomi okumuş bir genç olarak, iş hayatımda bu alanla ne kadar iç içe olduğumu her gün daha iyi fark ediyorum. Ankara’da, sabah işe giderken trafiğin yoğunluğuna, marketlerdeki fiyat değişimlerine ve etrafımdaki insanların günlük yaşamlarına bakarak, ekonomik hayatın sadece sayılardan ibaret olmadığını, her şeyin insana dayandığını düşünüyorum. Peki, İslâm dininin ekonomik hayatta esas alınmasını istediği ilkeler nelerdir? Hayatımıza nasıl etki edebilir? Gelin, bu sorulara biraz daha derinlemesine bakalım.
Adalet ve Eşitlik
İslâm dini, ekonomik hayatta adaletin en önemli temel ilke olduğunu vurgular. Adalet, sadece hukuki anlamda değil, aynı zamanda mali ve ekonomik anlamda da büyük bir yer tutar. Birçok dini metin, zenginle fakir arasındaki uçurumun kapanması gerektiğini belirtir. Hatta, Peygamber Efendimiz’in “Kim bir insanın malını haksız yere alırsa, Allah ona karşı beni şefaatçi yapmasın” sözünü hatırlıyorum. Bu, ekonomik haksızlıkların, adaletsizliğin, Allah katında kabul edilemeyeceğine işaret eder.
Ankara’da bir gün, iş çıkışı gittiğim bir kafede yan masada bir sohbet duyuyorum. Genç bir adam, patronunun ona ne kadar fazla iş yüklediğinden ve buna rağmen asgari ücretin bile altında maaş ödediğinden yakınıyordu. O anda, İslâm’ın ekonomik hayatta adaleti ne kadar ön planda tuttuğunu düşündüm. İnsanların emeğine saygı gösterilmesi, işçi haklarının korunması, ekonomik ilişkilerin her yönüyle adil olması gerektiği gerçeği, gerçekten önemli.
Faiz Yasağı ve İslâm Ekonomisi
İslâm dini, faizli kazançları yasaklar. Faiz, insanı daha fazla kazanma hırsına iterken, çoğu zaman toplumdaki yoksul ve zayıf insanları ezmektedir. Bu noktada, İslâm ekonomisinin temel prensiplerinden bir diğeri devreye giriyor: Faizsiz finans. Türkiye’de kredi kartı borçları ve faiz yükü altında ezilen insanlar, ekonomik sıkıntılarla boğuşuyor. İstanbul’da bir arkadaşımın yaptığı işin aslında faizli borçlarla sürdürülebilir olduğunu gördüğümde, faiz yasağının aslında ne kadar önemli bir ilkedir, bir kez daha fark ettim.
İslâm’da, insanların birbirlerine borç verirken faiz almak yerine, onların ihtiyaçlarını karşılamak ve yardım etmek teşvik edilir. Gerçekten de, bir iş yapmak ve kar elde etmek istiyorsak, bu yolda haksız kazançlardan kaçınmak gerekir.
Zekât ve Sosyal Yardımlaşma
İslâm’da, zekât vermek, ekonomik hayatın temel taşlarından biridir. Zekât, sadece maddi yardım değil, aynı zamanda toplumdaki eşitsizlikleri gidermeye yönelik bir araçtır. Zekât veren kişi, hem kendi malını arındırır hem de ihtiyaç sahiplerine yardım etmiş olur. Bu, toplumda kaynaşmayı ve dayanışmayı artırır.
Ankara’daki semt pazarlarında, özellikle Ramazan aylarında zekât yardımlarının arttığına şahit oldum. Her sene o dönemde, pazar esnafının “Zekât veren burada!” diye seslendiğini duyduğumda, içimden bir huzur geçer. O küçük yardımlar, aslında toplumda büyük bir etki yaratır. İslâm, zenginlerin daha fazla mal biriktirmesini değil, kazançlarının bir kısmını paylaşmalarını öğütler. Bu düşünce, sadece dini bir yükümlülük değil, sosyal sorumluluk ve insani bir gerekliliktir.
Ticaret Ahlakı ve Dürüstlük
İslâm, ticaretin dürüst ve doğru bir şekilde yapılmasını ister. Haksız kazanç, hile yapmak veya aldatmak, İslâm’da kesinlikle yasaktır. Bir arkadaşımın ailesi, yıllardır gıda sektöründe faaliyet gösteriyor. Onlar için en önemli şey, müşterilerine dürüstlükle hizmet etmek ve kaliteli ürünler sunmak. “Allah işimizin bereketini versin” dediklerinde, gerçekten işlerinin bereketli olduğunu düşünüyorum. Yani, ticaretin bereketi, sadece karla ölçülen bir şey değil. Dürüstlük ve güven, ticaretin her alanında esas alınması gereken ilkeler.
Bir başka örnek de kendi alışveriş alışkanlıklarımdan. Süpermarkette bazen fiyatların neden sürekli değiştiğini fark ederim. Aslında bu, ticaretin dürüst olmaktan uzaklaşmasının bir yansımasıdır. İslâm’da ticaretin, belirli bir etik ve ahlak çerçevesinde yapılması gerektiğini düşündüğümde, insanların bu ilkelere daha fazla dikkat etmesi gerektiğini hatırlıyorum.
Kaynakların Sınırlılığına Saygı
İslâm, doğal kaynakların sınırlı olduğu gerçeğini de göz önünde bulundurur. Bu nedenle, israfın önlenmesi ve kaynakların doğru kullanılması çok önemlidir. İslâm’a göre, her şeyin sahibi Allah’tır ve insanlar yalnızca emanetçilerdir. Bu yüzden, kaynakların israf edilmemesi ve ihtiyaç kadar kullanılmasına dikkat edilmesi gerektiği öğretilir.
Geçen gün bir arkadaşım, çok fazla yemek siparişi verip yenmeyen yemekleri çöpe attığını anlatmıştı. Bu davranış, aslında İslâm’ın israfı yasaklayan öğretileriyle çelişiyor. Günümüz ekonomisinde kaynakların sınırlı olduğunu unutmadan, her şeyin değerini bilmek, gerçekten önemli bir ilke.
Sonuç
İslâm’ın ekonomik hayatta esas alınmasını istediği ilkeler, toplumun her bireyinin adil, dürüst ve eşit bir şekilde yaşamını sürdürebilmesi için gerekli temel değerleri ortaya koyar. Bu ilkeler sadece dini bir emir değil, aynı zamanda toplumsal bir sorumluluk, insan hakları ve ekonomik refahın teminatıdır. Bugün, iş hayatımda her adımımda bu ilkeleri düşünerek hareket etmeye çalışıyorum ve etrafımda gördüğüm ekonomik adaletsizliklere karşı bir şeyler yapmak gerektiğini düşünüyorum. Eğer İslâm’ın ekonomik ilkeleri daha geniş bir şekilde hayata geçirilse, belki de ekonominin adaletle şekillenmesine daha fazla katkı sağlanabilir.